Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Türk Havacılığının Gururu Vecihi Hürkuş

Konu, 'Bilim - Teknoloji' kısmında selmazda tarafından paylaşıldı.

  1. selmazda

    selmazda Katılımcı

    Vecihi Hürkuş

    6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. I. Dünya Savaşı'na katıldı. Yaralanınca İstanbul'a dönerek Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek pilot olarak mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü'nde Ruslara karşı harekata katılan Vecihi Bey, başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir.[1]Daha sonra Ruslara esir düşen Vecihi Bey, Hazar Denizi'nde bulunan Nargin Adası'ndan yüzerek İran üzerinden kaçmayı başarmış ve yurda dönerek 1918 yılı yaz başında Yeşilköy'de konuşlanmış bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü'nde görev almıştır.

    Bu bölükte görevli iken bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Bey'in bu projesi Mondros Ateşkes Antlaşmasın'ın imzalanması ile yarım kalmıştır. Kurtuluş Savaşı'na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya savaşı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptığı gibi bir Yunan uçağını da indirmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. İzmir (Gaziemir - Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi olur.

    Vecihi Bey'e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez Takdirname verilmiştir. Üç takdirname verilen tek kişidir.

    Savaştan sonra İzmir'de yeni tayyarecileri eğitmeye başlar. Edirne'ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilir. Hizmeti karşılığı uçağa "VECİHİ" adı verilince, uçak inşa etmek düşünceleri canlanır. İzmir Seydiköy Hava Mektebi'nde -bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı- uçak yapımı projesine devam eder. 1923'te ganimet olarak Yunanlardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925'de "VECİHİ K-VI"adını verdiği uçağını uçurur. Ancak ödül yerine onu ceza beklemektedir. Vecihi Hürkuş'un ödül beklerken ceza almasının nedeni, havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı. İzin verecek merci olmadığı için, izinsiz havalanmış, bu yüzden de cezalandırılmıştır.

    Daha sonra askeri havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etmiştir. Havacılığa gönül veren Tayyareci Vecihi Hürkuş da sadece Türk havacılık tarihinin değil, belki de tüm Türkiye tarihinin en ilginç simalarından birisiydi.

    1930'da Kadıköy'de bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı VECİHİ XIV'ü inşa etti. İlk uçuşunu 27 Eylül 1930'da Kadıköy Fikirtepe'de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Bu uçuştan sonra VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy'e, sonra Ankara'ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası için İktisat Bakanlığına başvurmuş, 14 Ekim 1930'da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almış. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla uçağı sökerek demiryollarından kiraladığı vagonla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmi evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş. Her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.

    Hürkuş 23 Nisan 1931’de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır. 25 Nisan 1931’de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye’ye gelmek için yola çıkıp 5 Mayıs 1931’de Türkiye’ye gelmiştir.

    Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, TTaC (Türk Tayyare Cemiyeti) yararına Türkiye turu yaptı. Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.

    İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.

    1932'de Vecihi Sivil Tayyare Mektebi isimli ilk Türk Sivil Havacılık Okulu'nu açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotu olan Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy'de Türkiye'nin ilk sivil uçağı VECİHİ XIV, ilk eğitim ve spor uçağı VECİHİ XV, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, böylece 1933'te Vecihi Hürkuş tarafından NURİ BEY adı verilen VECİHİ XVI kabin uçağı yapılmıştır. Vecihi Bey zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin TEKEL İdaresi’nin ve Türkiye İş Bankası'nın reklamlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları oldu.

    1937 yılında Türk Hava Kurumu, Hürkuş'u mühendislik eğitimi alması için, Almanya'daki mühendislik okula gönderdi. 1939 yılında mezun olarak ülkesine dönen Vecihi Hürkuş'a iki yılda mühendis olunmasının imkânsızlığı gerekçesiyle uçak mühedisi ruhsatı verilmedi.

    1954 yılında ilk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Hava Yolları'nı kurmuştur. Ancak; kazalar, kaçırılmalar ve sabotajlar gibi sebeblerle şirket uçuştan men edilmiştir.

    Türk havacılık tarihinin en üretken ve girişimci kişilerinden olan Vecihi Hürkuş, Ankara'da 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde vefat etmiştir.

    Aslan Vecihi, yeri göğü sarsıyor be! Bu filimdeki Vecihi karakteri Vecihi Hürkuş'tan esinlenerek, onu anmak için kast'a eklenmiştir.
    http://youtu.be/6KSmHPPe29Y
     
  2. selmazda

    selmazda Katılımcı

    3. Havaalanına Vecihi Hürkuş adının verilmesini teklif ediyorum.
     
  3. domestos

    domestos (Veli Azak) Yetkili Kişi

    Araç Markası:
    Mazda 626 GF 1998 AT
    Araç Renk ve Tip:
    Beyaz-Sedan
    Adını bize bırakmazlar abi... Konulmuştur bile, yakında tartışmaları yayılır ülkeye ve ülkenin sahibi ne istiyorsa o konulur...
     
  4. selmazda

    selmazda Katılımcı

  5. selmazda

    selmazda Katılımcı

  6. selmazda

    selmazda Katılımcı

  7. selmazda

    selmazda Katılımcı

  8. selmazda

    selmazda Katılımcı

    [​IMG]

    http://www.tayyarecivecihi.com/

    https://eksisozluk.com/vecihi-hurkus--245368

    Türkiye neden gelişmiyor?, neden kalkınmıyor? diye merak edenlere ithaf olunur!

    Bir adam tek başına Türkiye Cumburiyeti'nin kurulduğu yıl olan 1923'de Uçak yapıyor!, daha sonra THY'den önce yolcu uçağı yapıyor, Şirket kurup yolcu taşıyor! Havacılık Okulunu kuruyor, Pilotlar yetiştiriyor yapmadığı şey kalmıyor, mükafat olarak cezalandırılıyor, uçakları elinden alınıyor ve sefalet içinde ölüyor!! Ve bu insan 3 defa Devletten Üstün Hizmet Taktirnamesi almış, İstiklal Madalyası almış 1. Dünya Savaşı ve Bir Kurtuluş Savaşı Gazisi bir kahraman!

    Vecihi Hürkuş ve ilk kez duyacağınız tarihi gerçek

    18 Temmuz 2014
    Murat Çelik Vatan Gazetesi

    "Babam aradı dün.

    Ülkü Takvimi’nin önceki günkü (16 Temmuz) yaprağının arkasındaki “Geçmişte bugün yaşanmışlar” kısmında yer alan bilgiyi aktardı önce:

    “İlk Türk hava zaferini kazanan, havacılık okulunu açan, sivil hava yolu şirketi kuran, uçağını inşa eden ve daha birçok ilkleri ile havacılık tarihimize geçen Vecihi Hürkuş (1896 - 1969) hayata veda etti.”

    Sonra da öyle bir anısını anlattı ki, bugüne kadar hiç bir kaynakta rastlamadığım bir bilgiydi bu.

    ***

    Sanırım Türkiye Cumhuriyeti’nin İstiklal Savaşı tarihine, bugüne kadar bilinmeyen, çok önemli bir ayrıntı ekliyoruz.

    Tarihi bir gerçek ortaya çıkıyor yıllar sonra.

    ***

    Sene 1921... İkinci İnönü Savaşı...

    Yazılı kaynaklardaki şu bölümü dikkatle okumanızı rica ediyorum:

    “Yunan birlikleri muharebenin ilk dört gününde çok başarılı olarak 24 Mart’ta Dumlupınar’ı, 27 Mart’ta da Afyon’u ele geçirdiler. Eskişehir yönünde gelişen Yunan saldırısı ise Birinci İnönü Muharebesi’nde takip edilen yoldan ilerlemekteydi. İnönü mevkiindeki çatışmalar 27 Mart sabahı başladı. Yunan ordusunun ilk günlerde etkili taarruzlar yapması üzerine cepheye bizzat gelerek komutayı İsmet Paşa’dan devralan Başbakan ve Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa’nın Türk ordusuna verdiği beklenmedik başarılı karşı taarruz emriyle düşman güçleri geri çekilmek zorunda kaldılar.“

    Şu cümleye özellikle dikkat lütfen: “Fevzi Paşa’nın Türk ordusuna verdiği ‘beklenmedik’ başarılı karşı taaruz emri...“

    İşte o ‘beklenmedik’ karşı taaruz emrinin ve dolayısı ile 2’nci İnönü Zaferi’nin ardında Vecihi Hürkuş’un olduğu bilgisi, bu yazıyla gün yüzüne çıkmış oluyor.

    Nasıl mı?..

    ***

    Bu tarihi gerçeğin ayrıntılarını babam, Mustafa Çelik anlattı dün telefonda...

    Babam MTA’dan emekli. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nden...

    1960’lı yıllarda Vecihi Hürkuş ile birlikte çalışmışlar bir dönem. O tarihlerde 70’ine merdiven dayamış olan Hürkuş, o yaşında, havzalarda havadan keşif ve hava fotoğraflarıyla maden aramalarında MTA ekipleriyle birlikte görev yapıyormuş.

    Çalıştıkları bir kampta, Hürkuş’tan bizzat dinlemiş babam 2’inci İnönü Savaşı’nın zafer ile sonuçlanmasının perde arkasını:

    - Vecihi Bey şöyle anlatmıştı o olayı... 2’nci İnönü Savaşı’nda uçağını yüklüyor ve düşman mevzilerini bombalıyor. Bombaların tümünü attıktan sonra Eskişehir’e dönüyor ve yerde kendisini bekleyen ekibe “Hemen yakıt ve mühimmat ikmali yapın” diyor. Bir yandan, yerden açılan düşman ateşi sonucu uçakta oluşan mermi delikleri kapatılıp uçak tamir edilirken, ikmalin de acilen tamamlanmasını istiyor. Aldığı cevap, “Ne ikmali, toparlanıyoruz... Komutanlar çekilme kararı aldı, birlik geri çekiliyor” şeklinde oluyor. Vecihi Bey, “Siz dediğimi yapın, ben komutanların yanına çıkıyorum, siz hemen başlayın ikmale” diyor ve karargaha koşuyor. İnönü ve Fevzi Paşa’ya duyduklarının doğru olup olmadığını soruyor. “Doğru, çekiliyoruz” cevabı üzerine de, “Ben son bombalarımı bırakırken düşman mevzileri tam bir bozgun halindeydi. Düşman, üstelik de düzensiz biçimde kaçıyor. Onlar öyle kaçarken biz geri mi çekileceğiz?” diyor. Vecihi Bey’in havadan yaptığı gözlem sonucu getirdiği bu bilgi üzerine emir değişiyor. Çekilmeden vazgeçiliyor ve birliklere en kısa sürede hücum düzenine geçilmesi emri veriliyor. Vecihi Bey de, onarımı ve ikmali yapılan uçağıyla son bir sorti daha yapıyor düşman mevzilerine. Onun bombardımanının ardından da, yeni emir doğrultusunda kara birlikleri hücuma geçiyor. 2’inci İnönü Savaşı, işte bu şekilde zafer ile sonuçlanıyor.

    ***

    Sivil pilot Vecihi Bey’in 2’nci İnönü Savaşı’ndaki keşif ve bombardıman uçuşlarına ilişkin birçok detay var mevcut yazılı kaynaklarda. Ancak yukarıda anlattığım, Vecihi Hürkuş’un, çekilme emrini hücuma çeviren ve savaşın kazanılmasını sağlayan bu cesur müdahalesi hiçbir kaynakta yer almıyor.
     
  9. selmazda

    selmazda Katılımcı

    Hürkuş yerine Hava Kuvvetleri Kore uçağı alıyor
    TÜRK Hava Kuvvetleri, milli tasarım Hürkuş uçağının testleri sürerken Güney Kore imalatı KT-1 tipi 15 eğitim uçağı alacak.

    Güney Kore’ye ek KT-1 siparişi verilmesinin Hürkuş’un geleceğine balta vuracağına dikkat çeken uzmanlar, bu anlaşmanın milli projeyi derinden etkileyeceğine dikkat çekti

    Güney Kore’de yayın yapan JoonGang Gazetesi’nin haberine göre, Türkiye ve uçağı imal eden KAI şirketi 4 Aralık’ta 150 milyon dolar tutarındaki anlaşmayı imzalayacak.

    Tek motorlu KT-1’ler, 2007’de Hava Kuvvetleri’nde hizmet ömürlerini doldurmaya başlayan T-37 uçaklarının yerine seçilmişti. Toplam 40 uçak için varılan anlaşmaya göre teslimat 2010’da başlanmıştı. Ancak bu uçakların göreve hazırlık oranı beklenenden düşük çıkmıştı.

    KT-1 Projesi sürerken Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Özgün Başlangıç Uçağı Projesini hayata geçirilmesi için Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’ne (TAI) görev vermişti. Özgün tasarımı TAI mühendisleri tarafından gerçekleştirilen uçağa, Türk havacılık tarihinde bir çok ilke imza atan Vecihi Hürkuş’a atfen ’Hürkuş’ adı verilmişti. Çok güçlü motora sahip uçak ilk uçuşunu geçen yıl yapmıştı. İki uçakla test çalışmaları süren projede sertifikasyon çalışmalarına önümüzdeki yıl başlanacak olan ’Hürkuş’, uzun yıllar sonra ilk Türk tasarımı uçak unvanını taşıyor.

    YERLİ UÇAK HÜRKUŞ’U ETKİLEYECEK
    Güney Kore’ye ek KT-1 siparişi verilmesinin Hürkuş’un geleceğine balta vuracağına dikkat çeken uzmanlar, bu anlaşmanın milli projeyi derinden etkileyeceğine dikkat çekti. Türk Hava Kuvvetleri, geçen yıl Hürkuş’a ilk siparişi vermişti.

    İmzalanan anlaşmaya göre B modeli olarak adlandırılan askeri eğitim amaçlı tasarlanacak uçakta ilk teslimat 2017 yılında yapılacak. Kalan uçaklar 2018’de teslim edilecek. Güney Kore’ye verilecek siparişle birlikte KT-1’lerin de 2017-2018’de Hava Kuvvetleri envanterine girmesi bekleniyor.

    Uzmanlar, Hürkuş’un önümüzdeki yıl dünyanın en büyük havacılık fuarı Paris Air Show’da sergileneceğine dikkat çekerken, Türkiye’nin ek KT-1 siparişi vermesinin Hürkuş’ın gelecekte satışını olumsuz etkileyeceğini belirtiyor.
     
  10. selmazda

    selmazda Katılımcı

    "İstanbul'un 3. Havalimanına "Vecihi Hürkuş" adı verilmelidir." İmza Kampanyası

    http://www.tayyarecivecihi.com/imza_kayit.asp

     
  11. selmazda

    selmazda Katılımcı

  12. domestos

    domestos (Veli Azak) Yetkili Kişi

    Araç Markası:
    Mazda 626 GF 1998 AT
    Araç Renk ve Tip:
    Beyaz-Sedan
    Bu ülkede hiç bir başarı yoktur ki; cezalandırılmamış olsun... :(


    Bu ileti Tepetaklak gönderildi...
     
  13. Oziyal

    Oziyal Katılımcı

    Araç Markası:
    1991 - Mazda 626
    Araç Renk ve Tip:
    Beyaz Sedan
    Türk havaciliğinin gururu ama ona verdiğimiz değer "Yüz karası" gibi tam bir matbaa şeytan icadı mantığı. Adam başarılı olmasın diye elimizden geleni yapmışız
     
  14. selmazda

    selmazda Katılımcı

    [​IMG]

    İLK TÜRK TAYYARESİNİ NASIL YAPTIM VE NASIL TALTİF EDİLDİM

    İlk Türk tayyaresini yapan ve yaptığı tayyare ile saatte iki yüz kilometre kalh ederek muvaffakiyetli tecrübeler yapan Türk tayyarecisi ilk tayyareyi nasıl yaptığını anlatıyor.

    Muharriri(Yazan): Vecihi

    Bu satırları kendimi meth için yazmıyorum. Zaten Avrupa'nın tayyarecilikte fevkalade terakki ettigi, dünyayı dolaşabilecek tayyareler yaptıkları bu devirde küçük bir tayyare vücuda getirmek büyük bir maharet de sayılmamak icap eder. Binaenaleyh yaptığım tayyare haddizatında büyük bir kıymeti haiz olan bir şey addedilmeyebilir.

    Fakat benden bu tayyareyi nasıl inşa ettiğimi ve bu sa'yi’min (emeğimin) nasıl mükafatlandırıldığını duyan Resimli Ay sahipleri onu kari’lerine de (okuyucularına) bildirmek istedikleri için aşağıdaki satırları iztirar (mecburiyet, çaresizlik, ihtiyaç) ile yazmağa muvafakat ettim diyebilirim.

    Memleketimiz tayyareci yetiştirmekte kısır değildir. Hele İstiklal Harbi'nden sonra tayyareciliğimiz hayli terakki etmiş, tayyare idaresinde muvaffakiyet ve maharet çoğalmıştır. Fakat tayyare ile uçmak otomobille gezmeğe benzer. Önünüze konulan makineyi idare etmesini öğrendikten sonra tayyare idare etmek basit bir iş kalır.

    Zaten bizde, büyük tehlikelere maruz tayyare seyahatleri yaparak cesaret ve maharetinizi göstermeğe imkan da yoktur. Binaenaleyh tayyare ile uçmayı basit ve adi bir iş addettim (saydım, kabul ettim) ve kendi kendime bir tayyare yapmayı düşündüm. Öteden beri makine ile meşgul olduğum için bunu başaracağıma emniyetim vardı. Uzun müddet tereddüt devresi geçirdim. Nihayet arkadaşlarımın teşvikiyle bir tecrübe yapmaya karar verdim.

    Geceli gündüzlü çalışarak elimizde mevcut tayyarelerden tamamen farklı, onlardan daha basit fakat sürat ve mukavemet itibariyle onlara faik (üstün) yeni bir proje vücuda getirdim. Bu projeyi mevki-i faale koyabilmek için Kuvva-i Havaiye Müfettişliğinin tasvip etmesi lazımdı. Projemi Müfettişliğe verdim ve müsaade ettikleri takdirde bu proje dahilinde yeni sistem bir Türk tayyaresi yapabileceğimi bildirdim. Müfettişlik, projemi eski bir tayyareci olan fen memuruna tetkik ettirdi. Fen Memurluğu projenin kabili tatbik olduğunu tasdik etti. Tayyarenin inşasına müsaade edildi. Hayatımda o gün kadar mesut olduğumu hatırlamıyorum. Büsbütün yeni sistem bir tayyare yapacak, memleketime yeni bir şey hediye edecektim İstikbalde tayyarenin oynayacağı mühim rolü herkesten iyi bildiğim için bu hediyenin ileride kıymet-i takdir edileceğine kani idim, inşaata başlamak için icap eden malzemeyi verdiler. Ben derhal faaliyete geçtim. Benim yeni tayyarem, tayyare
    karargahında bir hadise olmuştu. Bütün arkadaşlarım başıma üşüşüyor, faaliyetimi merakla takip ediyordu.

    İs muvaffakiyetle ilerliyordu. Gövdeyi yaptık. Ayakları taktık. Kuyruğunu bitirmek üzere idim. Ben henüz muvaffak olmak ümidiyle gece sevincimden uyku uyuyamıyor, gündüz yorulmak bilmez bir faaliyetle çalışıyordum. Artık beş on güne kadar tayyare bitecek, eserim tamam olacaktı.

    Bu sırada fen memuru istifa ediyordu. Bunun üzerine tayyarenin inşası tehir edildi. Bu karar beni ta kalpgahımdan vurdu. O gün beynime bir kurşun sıksalardı bu kadar müteessir olmayacaktım. Bu kadar meşakkate tahammül ettikten, bu kadar ümide düştükten sonra birdenbire tamam olmak üzere olan eserimi topraklar üzerinde terk edip çekilmek bana çok acı geldi.

    Günlerce tayyaremin yanına gittim, Eserimin yavaş yavaş ölüsüne şahit oldum. Ölüme mahkum hasta çocuğu yanında ağlayan bir baba vaziyetinde idim. Eserimi itmam etmeme (tamamlamama, bitirmeme) müsaade etmiyorlardı. Nihayet ızdıraba mukavemet edemedim.

    Bir gün bütün cesaretimi toplayarak Müfettişliğe müracaat ettim:
    -"Beyefendi" dedim, "memleketime ufak bir hizmet ifa etmek, ona küçük bir eser hediye
    etmek istiyordum. Buna müsaade edilmeyecekse ben tayyarecilikten çekiliyorum." Mesleğimden adeta nefret etmiştim. İnsan terakki eseri gösterince böyle önüne manialar dikmek reva-i hak mıdır?

    Bu müracaatım müfettişliği yumuşattı, tekrar inşaata devam etmekliğime müsaade ettiler. Artık ikinci bir maniye uğramak korkusuyla var kuvvetimle tayyaremin nevakasını (eksikler, noksanlar) ikmale başladım. İhmal yüzünden hasıl olan hasaratı tamir ettim. Vecihi Bey'in ilk yaptığı Türk Tayyaresi Kanatları hazırladım. Motoru taktım. Tayyarem tamam olduğu gün dünyanın en büyük kaşifi kadar mesut ve bahtiyardım.

    Müfettişliğe müracaat ettim. Tayyaremin hazır olduğunu ve tecrübeye amade bulunduğumu bildirdim. Tayyare iki yüz beygirlik bir motorla mücehhezdi ve saatte iki yüz kilometre sürati vardı. Mukavemet itibariyle da Avrupa'dan getirttiğimiz tayyarelerden hiç aşağı kalır yeri yoktu. Benim bu tecrübem daha ziyade kendi tayyarelerimizi kendi memleketimizde imal kabiliyetini göstermek itibarıyla haizi ehemmiyetti.

    Fakat iste ikinci mania ile mücadele etmek lazımdı. Müfettişlik, tayyarenin tecrübesine müsaade etmiyor, bir defa Heyet-i Fenniye tarafından tetkikine lüzum gösteriyordu. Tayyareyi ben yapmıştım. Üzerinde ben uçacak, hayatımı ben tehlikeye koyacaktım. Ben ne kadar sabırsızlanıyorsam onlar o kadar soğukkanlılık gösteriyorlardı. Heyet-i Fenniye tayyareyi tetkik etti. Uçmasına mani bir kusur görmedi. Fakat tecrübe yapılmasına da müsaade etmedi. Tetkikat bir aydan fazla sürdü. Bir türlü bir karar verilmiyor, tecrübe yapmama müsaade edilmiyordu. düşünüyordu. Ben tayyaremden emindim. Muvaffakiyetle uçacağımdan zerre kadar şüphem yoktu. Bunu Heyet-i Fenniye'ye fenni delillerle de ispat etmiştim. O halde neden bu eserimin tecrübe edilmesine müsaade etmiyorlardı?

    Artık tahammülüm kalmamıştı. Bir gün gizlice tayyaremi meydana çıkardım. Motoruna gaz doldurdum. Üzerine atladım. Ve makineleri tahrik ederek havalandım. Yükseldikçe ruhum açılıyor, muvaffakiyetimden ciğerlerim şişiyordu. Eminim ki ilk tayyare ile uçan mucitler bile bu kadar derin bir zevk duymamışlardır. İşte altımdaki makine aları şadman (sevinçli, sen) eden gürültülerle ilerliyor, semadan bütün cihana muvaffakiyetimi ilan ediyordu. Tayyareme son sürati verdim. Havada iki yüz kilometre süratle uçuyordum.

    Yükselmek, aşağı inmek tecrübelerini yaptım. Tayyarem, elimizde mevcut tayyarelerin hepsinden daha büyük bir muvaffakiyetle isliyor, hepsinden iyi uçuyordu. Artık kalbim rahattı. Simdi istedikleri kadar mümanaat edebilirlerdi.

    Tekrar geri döndüm, tayyaremi kaldırdığım yere indirdim. Tayyarem yükselir yükselmez karargahta bulunanlar hemen meydana koşmuşlar, ansızın havaya yükselen bu tayyarenin hangi tayyare olduğunu tetkike koyulmuşlar, nihayet benim uçtuğumu anlayınca merak içinde beni beklemeye başlamışlardı. Ben yere iner inmez arkadaşlarım etrafı mı aldılar. Muvaffakiyetimi tebrik ettiler.

    Fakat biz asker olduğumuzu unutmuştuk. içimden gelen hisse mukavemet edemeyerek, verilen emir hilafına tecrübeye kalkışmış, müfettişliğin emrini dinlememiştim. Müfettişlik derhal bir emri vaki ile on gün hapse ve yarım maaşımın kat'ına karar verdi. Mektep sıralarında iken aldığımız terbiye bize ya mükafatla ya da mücazatla (bir suça karşılık ceza çektirme) karşılanacağını öğretmişti. Benim muvaffakiyetim, mücazatla mükafat görüyordu. Bu icadımdan dolayı bir ikramiye ile taltif ( rütbe, maaş artırımı gibi şeylerle sevindirme ) edilmekliğim lazım gelirken, on gün hapse mahkum olmuştum.

    Fakat bu ceza artık benim için ehemmiyetini kaybetmişti. Ben tecrübemi yapmış ve tereddütler içinde bulunan Heyet-i Fenniye'ye tayyaremin mükemmeliyetini tasdik ettirmiştim. Benim için en büyük mükaafat bu idi.

    Not: İmla hataları ve bazı düzeltmeler tarafımdan yapılmıştır (selmazda)
     
  15. selmazda

    selmazda Katılımcı

  16. domestos

    domestos (Veli Azak) Yetkili Kişi

    Araç Markası:
    Mazda 626 GF 1998 AT
    Araç Renk ve Tip:
    Beyaz-Sedan
    4 mesaj üstte belirtmiştim... ;)
     
  17. selmazda

    selmazda Katılımcı

    O0

     
  18. selmazda

    selmazda Katılımcı

    [​IMG]
    [​IMG]
    “Kızıltoprak Bucak Müdürlüğü'nün yanındaki dört katlı evin önünde durdu . Derin bir nefes aldı kendini tekrar yokladı,istekliydi ama biraz da heyecan duyuyordu . Kapının üstündeki tabelayı bir kez daha heyecanla okudu : VECİHİ SİVİL TAYYARE MEKTEBİ . "Yaparım" diye içinden geçirdi , merdivenlerden çıktı içeriye girdi...” Otuz yaşlarındaki ufak tefek çekingen kendi halindeki bu kızın adı Bedriye Tahir di. Vecihi’nin Uçuş okuluna geldiğinde 1932’nin ağustosuydu .Uçmak istiyordu ve bu heyecanla gelmişti . Vecihi de bu durumdan heyecan duymuştu .Okulda 12 erkek öğrenci bulunuyordu . Bedriye diğer öğrencilerin garip karşılamalarına rağmen derslere başladı .Brövesini alana kadar okula 1000 lira ödeyecekti .Memurdu . Sabahları 5.30 da okula gelir 8.30 da da işe yetişmek üzere yola koyulurdu .Cumartesi pazarları ise bütün gününü okulda geçirirdi . Bir yıl sonra Saadet’te okula gelince yalnızlığı bitmiş yeni bir arkadaş bulmuştu. Vecihi dahil herkes Bedriye’yi “Bacı” diye çağırırdı .Kendi iradesiyle göklere yükselen ilk Türk kadını olduğu için Abdurrahman (Türkkuşu) ona Gökmen adını takmıştı. Bedriye Tahir’in adı Gökmen Bacı oldu . İlk kadın pilotumuz 1934’te Soyadı Kanunu çıkınca Gökmen soyadını aldı. Bu arada çalıştığı sirkette yaptığı işten rahatsızlık duyanlar oldu . “Katiplik edeceksen et, havacı olacaksan çık git” dediler . Böyle bir imkanı yoktu Gökmen Bacı’nın . Zaten aldığı maaşla anası ve kendisini geçindirir,dişinden tırnağından arttırdığı ile de okula devam ederdi. Ayrıca uçma tutkusu yüzünden bugüne kadar işini de hiç aksatmamıştı . Gökmen Bacı 1933 yılında yalnız uçuşlarını yaparak brövesini de ağustosta aldı . Çalıştığı şirket durumdan giderek rahatsız olmuş aylığından ceza kesmeye kalkmıştı. Hava Kurumu olayı öğrendi ; elçiler, aracılar yollandı kızcağız bu cezadan kurtuldu... Vecihi 1934 yılında Hava Kuvvetleri Müsteşarlığı’na başvurarak bröve alan öğrencilerinin sınavdan geçirilerek aldıkları brövelerin onaylanması için okula bir heyet gönderilmesini istedi. Bu arada talihsiz bir kaza ile okulun o anda elindeki tek faal uçağı Kalamış Koyu’nda kırım yaparak hizmet dışı kaldı. Heyet geldiğinde okulun faal uçağı yoktu . Uçak olmayınca sınav da olmadı . Vecihi nin bütün ısrarlarına rağmen heyet bir daha gelmedi. Okul 1934 yılında kapandı... Saadet henüz "yalnıza" kalamamıştı . Gökmen Bacı ise bütün çabalara rağmen işinden oldu . Hayatını devam ettirmek için yeni ufuklara kanat çırpıp uçtu gitti. Bedriye Gökmen Türk havacılık tarihinden bir sayfa ...Ne oldu, nereye gitti bilinmez ama şundan eminiz ki havacılık ve uçma tutkusu asla sönmedi,yaşıyor.

    [​IMG]

    Bedriye Tahir Gökmen, ilk Türk kadın pilottur. Gökmen Bacı adıyla tanınır.

    1932 yılında Vecihi Uçuş Okulu'nda havacılık eğitimine başladı. Bir yandan memurluk yaparken bir yandan uçuş eğitimlerini sürdürdü. 1933'te bröve aldı. Abdurrahman Türkkuşu ona Gökmen lakabını takmıştı. Gökmen Bacı olarak tanınan Bedriye Tahir, 1934’te Soyadı Kanunu çıkınca Gökmen soyadını aldı.

    Bedriye Tahir, havacılık uğraşısı yüzünden çok tepki aldı, engellemelerle karşılaştı. Havacılık ile uğraştığı için aylığından ceza kesildi, sonunda işinden kovuldu.

    1934 yılında Vecihi Okulu, brövelerin onaylanması için öğrencilerin Hava Kuvvetleri Müsteşarlığı tarafından sınavdan geçirilmesini istemişti. Ancak sınav heyeti geldiğinde okulun tek faal uçağı kırım geçirmiş olduğundan sınav yapılamadı, heyet yeniden gelmeyi kabul etmeyince okul kapandı ve Gökmen Bacı’nın pilotluğu onaylanmadı. O sırada işinden çıkarılan Bedriye Tahir Gökmen’in daha sonraki hayatı bilinmemektedir. Ancak ilk Türk kadın pilot olarak havacılık tarihinde yerini almıştır.
     

Sayfayı Paylaş